1. İstanbul Boğazı

İstanbul gezilecek yerler listemin ilk sırasında dünyanın en etkileyici yerlerinden İstanbul Boğazı var. İki kıtayı (Avrupa ve Asya’yı) birbirinden ayıran İstanbul Boğazı, en güzel kent manzaralarını gözler önüne sererken dokusuyla gezginleri kendisine hayran bıraktırıyor.

Boğazı gezmenin en keyifli ve kolay yollarından bir tanesi ise şehrin çeşitli noktalarından düzenlenen Boğaz Turlarına katılmak. Ortaköy, Eminönü ya da Üsküdar gibi noktalardan kalkan turlar genellikle 1-2 saat sürüyor. Turda gezerken çevrenizdeki yapılar hakkında GPS bazlı otomatik bilgilendirmeler yapılıyor. 

2. Adalar

Adalar İstanbul’un birçok limanından ulaşılabilen ve şehir karmaşasından uzaklaşılabilen bir kaçış noktası olarak dikkat çekiyor. Vapur seferlerinin düzenli yapıldığı Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada en çok merak edilen adalar oluyor. İşte Prens Adaları’nın en dikkat çekenleri…

İstanbul adalarının nüfusu ve yüz ölçümü bakımından en büyüğü Büyükada’dır. Adalar ilçesinin merkezi konumundadır. Kuzey- güney yönünde uzanan ada, bir boyun ile ayrılmış iki tepeden oluşmaktadır. Kuzeyde İsa Tepesi (yüz altmış dört metre), güneyde ise Yücetepe (iki yüz iki metre) bulunmaktadır.

Adanın batı kıyısında genişliği yüz metre, uzunluğu beş yüz metre olan Dil Burnu yer alır. Bu burnun güneyinde Yörükali, kuzeyinde ise Nizamkoyu bulunmaktadır. Adanın doğu kıyısında da Karacabey Koyu vardır.

Adaların İstanbul’a hem uzak, hem de en büyüğü olan Büyükada, vapurdan iner inmez tarihi iskelesi ve büyük çarşı meydanıyla kucaklar sizi. Sol tarafa doğru adanın ünlü balık lokantaları uzanır. Anadolu Kulübü tesislerine uzanan sağ taraftaki yolda çay bahçeleri ve balıkçı barınağı yer alır. Saat kulesinin sağ tarafında fayton durakları vardır. Adanın tek ulaşım aracı olan faytonlarla belirli bir adrese gidebileceğiniz gibi, büyük ve küçük tur olarak iki farklı güzergâhta yapılan gezintilerde bütün adayı turlayabilir ve bütün güzellikleri izleyebilirsiniz. Adanın etrafında bir tam tur atmak faytonla yaklaşık iki saat sürmektedir. Faytoncuların bulunduğu meydanda bisiklet kiralama yerleri de vardır.

Adada mesire alanları bakımından çok güzel yerler mevcuttur. Bunlardan bir tanesi Dilburnu piknik alanıdır. Burada çay, kahve, meşrubat bulabileceğiniz bir mekân bulunmaktadır. Ayrıca etinizi yanınızda getirdiyseniz mangal da kiralayabilirsiniz.

— BÜYÜKADA’NIN GEZİLECEK YERLERİ

AYA YORGİ KİLİSESİ

Adanın en yüksek tepesi olan Yüce Tepe’de yer alan Aya Yorgi Kilisesi, en çok ziyaret edilen yerlerden bir tanesi. Patrikhane’nin kayıtlarına göre, küçük kilise, şapel ve dua odası olan kırmızı kiremit çatılı, iki katlı eski kilise binası 1751’den kalma. Tepede çan kulesinin hemen arkasındaki taş kilise ise Yeni Aya Yorgi kilisesi. 1905 yılında inşa edilmiş 1909’da faaliyete geçmiş Aya Yorgi Kilisesi, her yıl dilek ve dualarının gerçekleşeceğine inanan onbinlerce Hristiyan tarafından ziyaret edilen önemli bir kilise. Kilisenin içinde dilekleriniz için mum yakabiliyor, veya dileklerinizi yazıp kutulara atabiliyorsunuz. 23 Nisan ve 24 Eylül günleri Aya Yorgi’nin en kutsal olduğu özel ziyaret günleri. Bu günlerde niyet, şifa ve dilekleri için akın akın insan geliyor ve dua ediyor. Eğer tutulan dilekler gerçekleşirse, dileği gerçekleşenler geri gelip şeker dağıtıyor. Aya Yorgi’ye çıkan yokuşu çıkarken aklınızda bulunsun; yokuşu sessiz çıkmak gerektiğine inanılıyor.

VAPUR İSKELESİ

Osmanlı Neo-Klasik mimari hareketinin çok güzel bir örneği. 1914’te inşa edilmiş binanın mimarı bilinmiyor, ancak Bostancı ve Moda İskelelerini tasarlayan Neo Klasik akım temsilcisi Mimar Vedat Tek’in tasarladığı düşünülüyor. Sekizgen yolcu salonu, Kütahyalı usta Mehmet Emin Efendi’nin el emeği seramik çinileri ile bezenmiş. 1950’lerde adanın ilk sinema salonu olarak kullanılmış.

HAMİDİYE CAMİİ

1895 yılında ibadete açılan yapı II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Minaresi tek şerefelidir. Tavanında, iki yanında hilal motifi yer alan sekiz köşeli yıldız bulunmaktadır. Kalem işi ve çinilerle bezeli bu camiyi kesinlikle görmeniz gerekir.

YETİMHANE

Hristos Manastırı yakınlarında, İsa Tepesi’nin yamacında, dünyanın ikinci, Avrupa’nın da en büyük ahşap iskeletine sahip olan altı katlı terkedilmiş bir binadır. 1898’de bir Fransız şirketi tarafından otel ve kumarhane olarak inşa edilmiş. Binanın mimarı, İstanbul’da doğup büyümüş mimar Alexandre Vallaury. 26,000 metrekarelik bir alana oturan binanın yüksekliği 22-24 metre arası. Binanın orijinal bir özelliği, ilk defa otel gibi bir ticari projenin, nişler, niş destekleri, pencereler ve çatı görünümü ile Türk mimarisinin bütün özelliklerini taşıyan geleneksel Türk evi tarzında inşa edilmiş olması. Bina otel olarak inşa edilmiş olsa da, Sultan II. Abdülhamid’den gerekli resmi izinler alınamamış, ve hiçbir zaman bu işlevi görmemiş. Daha sonra, zengin bir Yunanlı mülkü satın alarak, Yunanlı yetimler için ev ve okul olarak kullanılması için Patrikhane’ye bağışlamış. Bina 1970’lerin başında boşaltılmış ve şimdilerde bir harabe halindedir.

ANADOLU KULÜBÜ

İngiliz Leon Pearce liderliğinde 1906’da Prinkipo Yat Kulübü olarak inşaa edilmiş, çok zevkli ve zarif bir bina olan Büyükada Anadolu Kulübü adanın en güzel binalarından. 1923’te Osmanlı Büyükada Yat Kulübü ve Cumhuriyetin ilanından sonra Türk Büyükada Yat Kulübü olmuş. Kulüp 1937’te iflas ettiğinde, Atatürk yat kulübünün, Anadolu Kulübü’nün Büyükada şubesi olmasını talimat vermiş. Cumhurbaşkanı Atatürk ve İnönü, İran Şahı, Nikolay Çavuşesku gibi önemli politikacıları ağırlamış olan binada Atatürk’ün konakladığı oda olduğu gibi muhafaza ediliyor. Kulüp hem üyelere hem de misafirlere açık.

ADALAR MÜZESİ

2010 yılında ziyarete açılan İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi olan Adalar Müzesi, bölgenin en eski yerleşim alanı olan Aya Nikola’da yer alıyor. Sürekli sergilerin gösterimde olduğu bu mekân dışında, açık hava organizasyonları Çınar Müze Alanı’nda düzenleniyor. Yerel halkın bağışları sayesinde ada kültürünü ve tarihini oldukça iyi bir şekilde ziyaretçilerine aktaran müzenin koleksiyonunda 20 bine yakın belge ve 6 bin fotoğraf ile çok sayıda obje bulunuyor.** 

— KINALIADA’NIN GEZİLECEK YERLERİ

HRİSTOS (İSA) MANASTIRI

Hristos (İsa) Manastırı, günümüze kadar ulaşan tek manastır. Manastır, 20. yüzyılda bir süre yetimhane olarak kullanılmış. 1. Dünya Savaşı’nda askeri karargah olmuş, 1917 Rus Devrimi sırasında da Beyaz Ruslara ev sahipliği yapmış. 820 yılında Aya İrini Kilisesi’ndeki bir çatışmada öldürülen İmparator 5. Leo bu manastırda yatıyor.

SURP KRİKOR LUSAVORİÇ ERMENİ KİLİSESİ

1854-1857 yılları arasında inşa edilen Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi, Kınalıada’nın önemli tarihi yapılarındandır. Kilise, I. Abdülmecit’in fermanıyla yapılmaya başlanmış, Ermeni Patriği Hagop tarafından açılışı yapılmıştır. Kilisenin yarım apsisi doğusunda, narteksi ise batısında yer almakta. Bu tarihi yapının mimarisinde 1859 yılında Hasköylü ressam Ananias’ın resimleri görülmektedir. Sade bir mimariye sahip olan yapı, Kınalıada’daki tek Ermeni Ortodoks kilisesidir.

— HEYBELİADA’NIN GEZİLECEK YERLERİ

ÜMİT TEPESİ (RUHBAN OKULU)

Ümit Tepesi’ne kurulmuş olan Ruhban Okulu, adada ziyaret edilecek önemli yerlerden biri. Eski adı Papaz Tepesi olan bu tepe 85 metre yüksekliğindedir. Heybeliada’nın heryerinden görülebilen okul adanın simgesi durumunda. 1844 yılında din adamı yetiştirmek için faaliyete geçen okul, 1923 yılına kadar Yüksek Ortodoks Teoloji Okulu adını taşımış. Daha sonra bulunduğu ada ile özdeşleşerek Heybeliada Ruhban Okulu olarak anılmaya başlamış. 1971 yılında Türkiye’deki tüm özel yüksekokulların devlet denetimine girmesi ile ilgili kararı Fener Rum Patrikhanesi kabul etmemiş. Fener Rum Patrikhanesi’nin karşı tutumu nedeniyle okulda teoloji eğitimi kaldırılmış ve okul yalnız lise düzeyinde eğitim vermeye devam etmiş. 1971-1972 eğitim döneminde Heybeliada Özel Rum Lisesi adını taşıyan okul, sonraki yıl patrikhane tarafından tamamıyla kapatılmış.

İSMET İNÖNÜ EVİ MÜZESİ

İsmet Paşa ile Heybeliada ilişkileri 1924 yılında başladı. Paşa, o tarihte bir rahatsızlık geçirir. Başta Gazi Paşa olmak üzere doktorlar mutlak istirahat önerirler. Heybeliada seçilir ve bu ev, eşyalı olarak kiralanır. Ailece buraya yerleşirler. İnönü ailesi evi, 1934 yılında 9,500 lira karşılığında satın almıştır; ev, kendilerine Atatürk tarafından hediye edilen mobilyalarla döşenmiştir. Asıl adı Mavromatakis Köşkü olan, Refah Şehitler Caddesi, No:73’teki konak bugün İsmet İnönü’nün ailesi tarafından yönetilen İnönü Vakfı’na bağlı olarak müze olarak kullanılmaktadır. Ziyaretçiler, müzede, çeşitli eşyalar, resimler ve İsmet Paşa’nın kamu ve aile yaşantısıyla ilgili anı eşyalarını görebilir. Evin bahçesi, Adalar Müzesi’nin açık sergi alanı olarak kullanılmaktadır. Bahçede yaz aylarında konser, çocuk ve sanat atölyeleri, film gösterimleri gibi külturel etkinlikler yapılmaktadır. Heybeliada İnönü Evi Pazartesi hariç hergün saat 10:00 – 18:00 saatleri arası açıktır.

HEYBELİADA SANATORYUMU

Türkiye’nin ilk verem hastanesi olarak Atatürk’ün isteği ile 1924 yılında kurulmuştur. 1924-2005 yılları arasında hizmet veren sanatoryum, adanın güney tarafındaki Çam Limanı’na bakan bir tepede, İsviçre’deki bir sanatoryum model alınarak inşa edildi. Başlangıçta 16 yatak kapasiteli olan sanatoryum, ilerleyen yıllarda 100’ü doktor ve hemşire olmak üzere 250 personeli ve 660 yatak kapasitesiyle dev bir tesise dönüştü. Burası, İsmet Inönü, yazar Rıfat Ilgaz ve şair Ece Ayhan gibi isimlere de hizmet verdi. Heybeliada Sanatoryumu bugün kaderine terk edilmiş durumda. 224 dönüm arazinin içinde bulunan, Rumlar döneminden kalan tarihi bina, ağaçlarla çevrilmiş tepenin tam ortasında harabe halde duruyor.

AZİZ NİKOLA RUM ORTODOKS KİLİSESİ

Aziz Nikola Rum Ortodoks Kilisesi (Hagios Nikolaos), Heybeliada’nın merkezinde yer alır. Kilise, denizcilerin koruyucu azizi olan Aziz Nikola’ya adanmış bir Bizans kilisesinin yıkıntıları üzerine 1857 yılında kurulmuştur. Yapının mimarı Hacı Stefani Gaytanki Kalfa’dır. Kilise 1894’teki depremde hasar görmüştür. Kilise, merkezi kaplayan yüksek bir silindirin tepesine örtülmüş kubbesi, dört destek payandası, dört kolunun üstündeki beşik kemerleri ve ana yapıdan bağımsız olarak yükselen çan kulesi ile plan açısından haç şeklindedir. Sunağın altında, 1775’te ölen Piskopos I. Samuel’in mezarı bulunur. Narteks’in önündeki ayrı bir yapı ise Aziz Paraskevi’nin kutsal çeşmesine ev sahipliği yapar.

— BURGAZADA’NIN GEZİLECEK YERLERİ

HRİSTOS MANASTIRI

Bir Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, anlatılanlara göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur. 18. yüzyılın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yüzyılda yapılmış bir kiliseyle 18. yüzyılda inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur. Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yeraltı sarnıcı bulunuyor.

AYA YORGİ MANASTIRI VE KİLİSESİ

19. yüzyıl yapısı olan bu kilise üç çanıyla meşhurdur. Adanın batısında, Cennet Yolu’nun altındadır. Manastır dikdörtgen planlı biri bodrum olmak üzere 3 kattan meydana gelen taş bir binadır. Koridor üzerine sıralanmış odalardan oluşan diğer manastırların aksine 7 ayrı kapıdan girilen bölümlerden oluşur. Her bölüm kendi içinde birer merdivenle üst kata bağlanır. XVII. yüzyılda yapıldığı sanılan bu manastırın büyük bir kısmı 1920-1923 yıllarında beyaz rus göçmenler tarafından kullanıldığı sırada yanmıştır. Manastırdan daha yukarıda, yolun hemen altındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükte bulunan kilisenin planı haç şeklindedir. Orta açıklıkta 4 kare sütuna oturan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye pandantiflerle geçilmektedir. Köşe açıklıklar 4 küçük kubbe ile, ara açıklıklar ise beşik tonozla örtülüdür. Girişte basit bir narteks bulunur. Gerek Narteks gerekse kilise duvar resimleri ve ikonalarla süslüdür. Bizans döneminde ilk kilise daha aşağıda bulunmaktaymış. Harap olduğundan yıktırılmış yerine yeni bir kilise, bu ikinci kilisede 1894 depreminde yıkılınca 1897 de şimdiki kilise inşa edilmiştir.